Omzunda anne yadigarı şalıyla pek bir şıktı. Her püskülünde minik bir zil adımlarına eşlik etti. Topukları yağmurun ritmine uygun çınladı parlak kaldırımda. Çamur eteğinin desenine karışmıştı çoktan, aldırmadı. Hafif naftalin kokan palto tam kararında ısıtıyordu. Ne soğuğu unutturacak, ne de sıcaktan bunaltacak kadar. Bu akşam balkabağı tatlısı pişirmeli, diye düşündü. Kışa da hazırlık olur hem. Evine mevsimler yemeklerle gelirdi. Sonbahar kuru ile pilavı raftan indirmişti çoktan. Camlar buğulanır, ev çocukluğu kokardı. Belki de sırf bu yüzden severdi annesinden yapmayı öğrendiği yemekleri. Derin bir nefes alıp verdi, gözü buharın az önce kaybolduğu yere daldı… Hoş geldin sonbahar…